15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü
İnsanlık, beslenme başta olmak üzere belli başlı ihtiyaçlarını tarımsal üretimden elde etmektedir. Tarihsel süreç içinde avcı toplayıcılık faaliyetlerinin yerini tarımsal üretim almaya başlamıştır. Bilinen en eski tarihlerden bu yana, aile ve topluluk bireylerinin bu çalışmalarda görevleri olmuştur. Doğası gereği üretimin simgesi kadınlar, tarımın her zaman içinde ve hatta merkezinde yer almıştır. Tarım ve gıda sisteminde kadınların geleneksel ve kadim bilgileri taşıma ve aktarma görevleri, değişmeden, sürmektedir.
Günümüzde kadın çiftçiler, geleneksel rollerini sürdürmeye devam etmektedir. Kırsalda yaşayan bir kadın çiftçi, sadece tarımsal üretimin içinde değildir. Kadın, aynı zamanda, anne, eş, bakıcı, işçi gibi tanımlarla ailenin pek çok yükünü taşımaya devam etmektedir. Kadın çiftçiler; tarlada-merada, bağda-bahçede, ahırda-damda, hasatta-harmanda, mutfakta-işletmede olmak üzere tarım ve gıda sisteminin her yerinde vardır. Tarımda mekanizasyonun artması ve teknolojinin artan kullanımı, dijitalleşme ve yapay zekanın daha fazla kullanılmaya başlanması, çiftçilerin işlerini nispeten kolaylaştırmıştır. Ancak kadın çiftçiler halen tarımsal üretimin orta yerinde durmaktadır.
Üretimin her noktasında olan kadın çiftçilerin sosyoekonomik alanlarda görünürlükleri, pek çok göstergeye göre, varla yok arasındadır. Kadınlar, genelde, (küçük) aile işletmelerinde ücretsiz tarım işçileridir. Dolayısıyla ekonomik göstergelerde onların adları pek okunmaz. Mal mülk edinme ve edinilenler hakkında kararlar verme dahil pek çok alanda varlıkları belli belirsizdir. Tarımla ilgili oda, dernek ve kooperatif gibi mesleki örgütlerdeki üyelik ve ortaklık oranları çok düşüktür. Çiftçilerin meslek örgütü olan TZOB verilerine göre odalara kayıtlı kadın çiftçilerin oranı % 18 civarındadır. Bunun doğal sonucu olarak sosyal güvenlik sisteminde kadın çiftçilerin varlığı %24 civarındadır ve erkeklerin oldukça gerisinde kalmaktadır. Bugün kadın çiftçilerimizin yaş ortalaması 61’e dayanmıştır. Kadın çiftçilerimiz bir yandan üretim faaliyetlerini sürdürmeye devam ederken diğer yandan bakım, mutfak, temizlik gibi ailenin belli başlı sorumluklarını üstlenmektedir. Bunların yanı sıra tarla, bağ, bahçe başta olmak üzere doğa ve üretim kaynaklarına sahip çıkmaya devam etmektedir.
Tarımsal üretimin devamlılığı, ülkemiz için seçeneksiz bir durumdur. Bu zorunlulukta kadın çiftçilerin yükü azalmak yerine artmaktadır. Ailelerin kırsal alanlarda kalmaya devam etmesi, pek çok nedenle kadınların dirençlerine ve çabalarına bağlıdır. Bir yönüyle emeklilik yaşı sayılan ortalamadaki (kadın) çiftçilerin üretimde kalma tercihleri, koca bir ülkenin tarım ve gıda sistemini şekillendirmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de (küçük) aile işletmeleri, toplumunun yaklaşık %80’inin doyurmaya devam etmektedir. Sanayi, bilişim, teknoloji gibi sektörlerde yeterli gelişimi sağlayamamış ülkemizde tarım, bir varlık-yokluk meselesidir. Bu meselenin ağırlıklı yükü, kadın çiftçilerin sırtındadır. Çünkü kadın çiftçiler, çoğunluğu ücretsiz olmak üzere aile içi görevlerini büyük gayretle sürdürmektedir.
Tarımdaki yapısal sorunlar, kadın-erkek ayrımı gözetmeden ailelerin yaşamlarını doğrudan ve olumsuz biçimde etkilemektedir. Bununla beraber kadın çiftçilerin koşulları, pek çok değerlendirme kıstasına bağlı olarak erkeklere göre daha kötüdür. Kadınların sosyal ve ekonomik koşullarının iyileştirilmesi, (küçük) aile işletmelerinin koşullarını iyileştirmeyle eş değerdir. O nedenle kadın çiftçilere hak ettiği saygınlığı ve değeri vermek, toplumsal/kamusal bir borçtur.
Tarım ve Gıda Etiği Derneği olarak, kadın çiftçilerimizin gayretlerinin ve emeklerinin karşılıklarının etik değerler ışığında verilmesi gerekliliğini bir kez daha hatırlatarak, bu özel gün vesilesiyle onlara içten şükranlarımızı ve minnetlerimizi sunarız.
Tarım ve Gıda Etiği Derneği (TARGET)
Yönetim Kurulu